Yetişkinlerde Depresyon, Anksiyete ve Uyku Bozukluklarının Biyolojik Nedeni

Kaliforniya Üniversitesi San Francisco araştırmacıları, Sao Paulo Üniversitesi’ndeki Brazilian Biobank for Aging Studies (BBAS) ile işbirliğinde, Alzheimer hastalığıyla ilişkilendirilen beyin dejenerasyonunun ilk aşamalarının anksiyete, depresyon, iştah kaybı ve uyku bozukluklarının da içinde bulunduğu nöropsikiyatrik belirtilerle bağlantılı olduğunu gösterdi.               

Alzheimer’ın erken teşhisine imkan tanıyabilecek bu bulgular hastalık sürecini yavaşlatan tedavilerin geliştirilmesinde önemli bir biyogöstergenin varlığını ortaya koyuyor. Araştırmacılar bu bulgulardan aynı zamanda yaşlı yetişkinlerdeki psikiyatrik belirtilerin biyolojik temelini anlamaya yönelik daha geniş çıkarımlar yapılabileceğini belirtiyorlar.  

Yaygın olarak hafıza kaybı ve bunamayla ilişkilendirilse de Alzheimer hastalığı aslında bu klasik bilişsel belirtiler ortaya çıkmadan yıllar önce beyin otopsisinde tespit edilebilen aşamalı nörodejeneratif bir durumdur. Alzheimer araştırmalarının “kutsal kase”si beyin dokusunu daha ileri bir kayıptan korumak ve kaybı  yavaşlatmak ya da olası bunaklık gelişimini önlemek için hastalığın ilk aşamalarında uygulanabilecek tedaviler geliştirmektir. Fakat bu tür ilaçların gelişimi hastalığın ilk aşamalarınındaki biyolojik mekanizmanın daha iyi şekilde anlaşılmasını ve yoğun nöral doku kaybını önleyecek kadar erken bir şekilde tanı koyma becerisini gerektiriyor.       

Korelasyon, Fakat Belirsiz Bir İlişki
Birçok çalışma depresyon, anksiyete ve uyku bozuklukları gibi nöropsikiyatrik belirtiler ve muhtemel bir Alzheimer teşhisi arasında korelasyonlar buluyor ve dahası, bazıları bu belirtilerin hastalığın erken dönemleri için biyogösterge olabileceğini öne sürüyor. Ama ikisi arasındaki ilişki belirsiz. Aslında bazı araştırmacılar, depresyon ve diğer psikiyatrik durumların kendilerinin, hatta bunları tedavi etmek için kullanılan ilaçların, ara sıra olan nöbetlerin kronik epilepsiye neden olabileceği gibi yıllar sonra bunaklık başlangıcını tetikleyebileceğini iddia ediyor.    

UCSF Weill Sinirbilim Enstitüsü Hafıza ve Yaşlanma Merkezi’nden Lea Grinberg’ün laboratuvarının araştırmacıları Brezilyalı meslektaşlarıyla çalışarak psikiyatrik belirtilerin Alzheimer’daki beyin patolojisinin en erken dönemleriyle bağlantılı olduğunu gösterdi. Bu sonuçlar, nöropsikiyatrik durumların veya tedavilerin Alzheimer’e neden olmadığını, aksine hastalığın en erken uyarı belirtileri olabileceğini güçlü bir şekilde göstermektedir.

“Bu belirtilerin biyolojik temelinin erken Alzheimer patolojisinin kendisi olduğu keşfi oldukça şaşırtıcı. Nöropsikiyatrik belirtileri olan bu insanların Alzheimer hastalığı gelişimi riski taşıdığını değil, zaten bu hastalığa sahip olduklarını ortaya koyuyor. ”diye belirtiyor Grinberg.

Dünyanın En Büyük Örneklem Kaynağı   

Araştırmada São Paulo’nun tüm ölümlerde şart koşulan ve yılda yaklaşık 15.000 otopsi gerçekleştiren eşsiz, asırlık otopsi hizmetinden yararlanıldı. 2003 yılında doktora araştırmasının bir parçası olarak Grinberg, bu otopsilerden beyin doku örnekleri toplamak için bir ortakla BBAS’yi kurdu ve BBAS o zamandan beri dünyadaki en büyük kaynak haline geldi.    

Alzheimer hastalığının ölüm sonrası beyin çalışmalarının çoğunda bellek kaybı veya bunama belirtileri gösteren yaşlılardan, nispeten küçük “kolay ulaşılabilir durum örneklemleri” kullanılmaktadır. Çoklu beyin patolojileri yaşla birlikte birikebildiği için, Alzheimer hastalığı ile ilgili spesifik belirtilerin bu örneklerde saptanan beyin anormallikleriyle ilişkilendirilmesi zor olabilir. Ancak BBAS’nin işbirliği sayesinde Grinberg’in ekibi daha büyük bir popülasyondan yararlanarak, daha genç ve sağlıklı bireylerin beyinlerini seçerek ve pek çok sayıda patolojiye sahip doku örneklerini çalışmadan dışlayarak bu olası tuzaklardan kaçınabildi.

Yeni çalışmada, Grinberg laboratuvarında bir nöropatoloji araştırma görevlisi olan baş yazar Alex Ehrenberg, Claudia Suemoto ve  São Paulo Üniversitesi’nden diğer meslektaşları ile Sao Paulo’nun genel popülasyonunu temsil eden, sağlıklı görünen 50 yaş üzerinde 1,092 yetişkinin beynini incelemek için birlikte dikkatle çalıştı. Araştırmacılar, Alzheimer hastalığına bağlı olmayan beyin anormalliklerinin nörolojik belirtilerini gösteren 637 beyni dahil etmediler. Böylece ya hiç dejenerasyon belirtisi olmayan ya da bir dizi Alzheimer hastalığıyla ilişkili patolojisi olan 455 beyni çalışmaya aldılar.                                                                                                                         

Hastalığın Seyri
Alzheimer hastalığı ilişkili bölgelerdeki beyin dokusunun körelmesi ile paralel olarak bariz emareler olan nörofibriller yumakların (NF) ve amiloid-beta (Aß) plaklarının birikmesi ile tanımlanır. Hastalık neredeyse her zaman aynı basamakları takip ederek ilerler. Şöyle ki, Aβ (amiloid-beta) plakları ilk kortikal bölgelerde görülüp sonra beynin daha derin bölgelerine yayılırken NF (nörofibriller) yumakları ilk olarak uyku, iştah ve duygusal işlemeyle ilişkilendirilen beyin kökü bölgelerinde ortaya çıkar.

Ehrenberg ve meslektaşları, 455 beynin her birini NF (nörofibriller) yumağı ve Aβ (amiloid-beta) plak birikimini baz alan Alzheimer hastalığı seyri standart ölçeğini kullanarak sınıflandırdılar. Daha sonra, Alzheimer hastalığı gibi dejeneratif beyin hastalıklarının nöropatolojik çalışmaları için altın standart bir yaklaşım olan, ölümlerinden önceki 6 ay içinde, ölen kişiyle en az haftalık olarak temasta bulunan konuşmacılarla -genellikle akrabalar ya da bakıcılar- yapılan görüşmelere dayanarak Alzheimer hastalığının aşaması ile beyin donörünün ölümden önceki bilişsel ve duygusal durumu arasındaki ilişkiyi çözümlemek için istatiksel algoritmalar kullandılar.

Ehrenberg’in sonuçlarının bilişimsel analizi, beyin saplarının NF yumaklarının en erken evrelerini gösterdiği fakat bellek değişiminin olmadığı bireylerin aile üyeleri ve bakıcılarının artan şiddette ajitasyon, anksiyete, iştah değişikliği, depresyon ve uyku bozukluklarının da dahil olduğu nöropsikiyatrik belirtilerden en az bir tanesini rapor ederken herhangi bir hafıza problemi bildirmediklerini ortaya çıkardı. Hastalığın bir sonraki aşaması, beyin kökünde NF birikimi arttıkça ve diğer beyin bölgelerine yayılmaya başladığında artan ajitasyonla ilişkiliydi, ancak sadece daha sonraki aşamalarda, NF birikimi beynin dış korteksine ulaşmaya başladığında, bireyler bunama benzeri sanrılar ve tipik olarak Alzheimer hastalığı ile ilişkilendirilen bilişsel zayıflama ve hafıza gerilemesi göstermeye başladılar.       

Etkileyici bir şekilde, araştırmacılar Aβ plaklarının birikimi ve bu nöropsikiyatrik belirtiler arasında bir bağlantı bulmadı. Alzheimer araştırmacıları, Alzheimer hastalığında Aβ plaklarının mı yoksa “tau” olarak adlandırılan bir protein kümesinden oluşan NF yumaklarının mı nörodejenerasyon oluşumunda daha erken ya da daha merkezi bir rol oynadığını uzun süredir tartışıyorlar. Çalışmanın yazarları yeni bulguların, özellikle Aβ’yı hedef alan Alzheimer hastalığı tedavilerinin son zamanlardaki birçok hayal kırıklığı ile sonuçlanan denemeleri düşünülünce, tau-hedefli tedavilerin geliştirilmesine odaklanmak için ek destek sağladığına inanıyorlar.

“Bu sonuçların, erken bilişsel gerilemeye ek olarak insanların takip edilebilir klinik sonuçlar aradığı erken dönemdeki dejeneratif değişikliklere odaklanan ilaç denemeleri için önemli çıkarımları olabilir.” diye belirtiyor Ehrenberg. Ayrıca, yaşayan hastalarda -kan biyopsileri veya tau’nun PET (Pozitron Emisyon Tomografisi) ile görüntülenmesi gibi- Alzheimer hastalığı patolojisinin erken evrelerinin saptanması için yeni teknolojilerin kullanıma sunulmasıyla bu tarz yeni biyogöstergelerin klinik pratiğe uygulanmasına yardımcı olacak bulguların değer kazanacağını ekliyor.

Grinberg’e göre, yaşlı yetişkinlerde depresyon ya da uyku bozukluğu gibi psikiyatrik belirtilerin spesifik bir biyolojik fenomenle -yani tau proteininin beyin sapındaki NF yumaklarına birikmesiyle- bağlantılı olabileceğinin keşfi Alzheimer hastalığının kendisinin olası sonuçları kadar heyecan verici.

“Genelde çoğu psikiyatrik hastalık için biyolojik temeli bilmediğimiz için, diyabet ya da kanser gibi diğer hastalıklar için yaptığımız şeyi yapamıyoruz. ‘Depresyon ya da uyku problemleriniz beyninizdeki bu hastalıktan dolayı oluyor, öyleyse bu hastalığı tedavi edip edemeyeceğimize bakalım.’ diyemiyoruz. Bu yeni bilgiyi, yaşlı yetişkinlerde bu hastalığın yükünü azaltmanın bir yolunu bulmak için kullanabilirsek kesinlikle muhteşem olur.” diye belirtiyor Grinberg.         

                                                                                                                  

Çeviren: Merve Doğan

Düzenleyen: Fatma Nur Dolu

 

Kaynak:

Haber: technologynetworks

Makalenin Orjinali: DOI: 10.3233/JAD-180688

Kapak Görsel: Grinberg Lab / UCSF (Beyin kökündeki nörofibriler yumak)

Taksim Escort Şişli Escort Nişantaşı Escort Ortaköy Escort Mecidiyeköy Escort Kağıthane Escort Güneşli Escort istanbul Escort

Lütfen bekleyiniz

E-bültenimize Abone Olun!

Bizden daha sık haber alabilmek için abone olmak ister miydiniz?